22/8/2007

DOĞUM

h1

Doğuma hazır mısınız?
Normal doğum ya da sezaryen ne zaman tercih edilmelidir, ağrısız doğumun avantaj ve dezavantajları nelerdir, anne adaylarına doğum öncesi öneriler...

 

Normal doğum yapabilecek kişiler konusuna açıklık getiren Dr. Egemen Yurdagüven öncelikle bebeğin pozisyonunun uygun olması gerektiğini söyledi. Anneye ait doğum kanalının çıkışını zorlaştıran miyom gibi kitlelerin normal doğumu güçleştireceğini belirten Yurdagüven, “annenin daha önce sezaryen operasyonu veya miyom ameliyatı gibi operasyonlar geçirmediği, bebeğin streste olmadığı, rahat olduğu koşullarda normal doğum yapılabilir” dedi.
Normal doğumda bebek sıkıntıya girecek diye bir koşul olmadığını söyleyen Egemen Yurdagüven, şunları söyledi: “Aslında kadınların en çok merak ettiği şey bebeğim en kolay nasıl doğar, bebeğim hiçbir zarar görmeden nasıl doğar. Aslında her iki doğum şeklinde de bebek travması, yani bebeğin oksijensizliği, sıkıntıya girmesi engellenir. Normal doğumda bebek sıkıntıya girecek diye bir koşul yoktur. Zaten böyle bir şey olursa hemen sezeryana gidilir. Ama doğum sırasında bizi çok fazla rahatsız etmeyen bebek başının inişindeki problem olmayan ya da eylem problemsiz gidiyorsa hakikaten de normal doğum her kadın yapabilir.”

DOĞUMA HAZIRLIK
Doğum yapacak olan kadınları bu anlamda rahatlatmak amacıyla gebelik egzersizleri, doğum öncesi egzersizler diye bilinen bir grup hazırlığın olduğunu belirten Dr. Yurdagüven şu bilgileri verdi: “Duygusal destek ağrının zaten 3’te 1’ini azaltıyor. 3’te 1 azalan ağrı zaten hastayı çok rahat etkiliyor. Çünkü aslında hastaneye girdiğinden itibaren nelerle karşılaşacağını, nasıl bir şeyle karşılaşacağını, doğum ekibine olan güveninin ne derecede olacağını bilen bir hasta çok sıkıntı duymuyor. Ama solunum egzersizlerini yaptırdığınız gibi, doğum öncesi geliştirme egzersizlerini verdiğimiz hastalar şeyin desteğiyle normal doğumda bu da çok önemli. Çok da zor şartlar altında olmayacağını bilmeli. Ağrı kişiden kişiye değişen bir algı. Hakikaten de çok fazla bilinen ağır, öteki belki hiçbir şey diyecek ama burda korkunun ve bilinmezliğin ağrıyı artırdığı kesin durumda.”

AĞRISIZ DOĞUM
Ağrısız doğum konusunda bilgi veren Kadıköy Şifa Hastanesi’nden Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Doktor Melih Oktay, “normal kadın-doğum hekimleri tarafından vajinal doğum önerilen her hasta eğer epidural anestezi yapılmasına engel bir durum söz konusu değilse ağrısız doğumdan rahatlıkla yararlanabiliyor” dedi.

EPİDURAL ANESTEZİ NEDİR?
Anestezinin genel aneztesi ve lokal anestezi diye ikiye ayrıldığını belirten Dr. Melih Oktay, epidural anezteziyi şöyle anlattı: “Bunlar, lokal anestezinin altında alt gruplar olarak sinir blokları dediğimiz bölümde yer alıyor. Ne yapıyoruz, biz bir sinir kümesinde blok oluşturuyoruz. Ağrının oluşmasını, daha doğrusu oluşan ağrının üst taraflara iletilmesini engelliyoruz. Burada niye büyük blok diyoruz epidural anestezi için? Çünkü hastanın belinden yaptığımız bir iğnemiz oraya yaptırdığımız bir blok sonucunda yaklaşık göğüs kafesi hizasından daha alt bölümde hastalarda herhangi bir ağrı duymadan doğum olabilir bu, herhangi bir operasyon olabilir, bunlar gerçekleştiriliyor.”
Melih Oktay, epidural anestezinin doğum sırasında ıkınmayı engelleyip engellemediği konusunda şu bilgileri verdi: “Aneljezi dediğimiz, anesteziden bir daha önceki kısımda, sadece ağrıyı engelliyorsunuz. Bir sonraki aşamada dokunma duyusunu engelliyorsunuz, daha sonraki aşamada da motorblok yapıyorsunuz ama burada sadece ağrının iletilmesi engellenirse hareketi engellemiyorsunuz, onun için rahatlıkla ıkınmaları, doğumu sağlayabiliyorsunuz.”

GENEL ANESTEZİYLE KIYASLAMA
Epidural anestezinin genel anesteziden en büyük farkının, ameliyat sonrası dönemde ağrı çekilmemesi olduğunu söyleyen Dr. Oktay, şunları söyledi: “Eğer epidural anesteziyle işlem gerçekleşmişse biz yaklaşık 1-2 gün gibi bir süre içerisinde hastalara sıfır ağrıyı garanti edebiliyoruz. Bu hastalar açısından en önemli olabilecek fark. Ama bunun haricinde biraz daha teknik detaya girerseniz vücudun herhangi bir travmaya karşı kendini korumak amaçlı bir stres yanıtı mevcut. Epidural anestezi stresi ortadan kaldıran bir yöntem. Bunun haricinde yine tromboembolik olaylar dediğimiz işte ameliyatlardan sonra oldukça korkulan, işte pıhtılaşma bozuklukları veyahut da pıhtı artması durumlarını da engelleyen bir yöntem epidural anestezi.”

BAŞ AĞRISI ŞİKAYETİ
Epidural anestezi sonrasında annelerde baş ağrısı şikayetleri yaşandığını söyleyen Melih Oktay “Özellikle hasta ayağa kalktığı dönem içerisinde enseden başlayan bir baş ağrısından bahsediyorlar. Genelde işlemden 24 saat sonra başlıyor. Büyük çoğunluğu da 3-4 gün devam ediyor ama 2 haftaya kadar da uzadığı söz konusu” dedi.

ÖNERİLMEYEN DURUMLAR
Melih Oktay: Şimdi özellikle istenmediği durumlarda kesin şeyler veyahut da böyle diyebileceklerimiz arasında en kesini hastanın isteyip istememesi. Eğer hasta istemiyorsa hiçbir şekilde epidural anestezi uygulamıyoruz. Ama bunun haricinde sistemik bir hastalığı söz konusudur, enfeksiyon hastalığı söz konusuysa veyahut da enjeksiyonu yaptığımız bölgede lokal bir enfeksiyon var ise epidural anestezi uygulamıyoruz. Bunun haricinde omurgadaki deformiteleri önermiyoruz. Onlarda epidural anestezi uygulamıyoruz. En önemli olan zaten bir tanesi de eğer hastada kanama ve pıhtılaşma bozuklukları söz konusuysa veyahut da antikorbinan tedavi alıyorsa uygulamıyoruz.

ANNE ADAYLARINA ÖNERİLER
Epidural anesteziyle doğum yapmak isteyenlerin mutlaka anestezi uzmanlarıyla tanışmalarını öneren Dr. Melih Oktay, şunları söyledi: “Kim uygulayacak, nasıl uygulayacak, onu irdelesinler.. Çünkü bu bir ekip işi, normalde kadın doğum doktoru tek başına bir doğum yaparken araya bir başka uzmanlık dalı daha giriyor ve başka işlemler de giriyor. Özellikle neler yapmaları gerektiğini, neler yapmamaları gerektiğini, daha öncesinden öğrenirlerse o ortamda çok daha rahat davranacaklar, ve doğru davranacaklar.”


22/8/2007

BEBEK GELİYOR :)

h1

Bebeğe psikolojik olarak hazır mısınız?

Anne babaların en sık sordukları sorulardan bir tanesi de yeni doğacak bebeğin kendi hayatlarını nasıl etkileyeceği ve bu duruma psikolojik olarak nasıl hazırlanmaları gerektiği.


2 Ocak 2007 Salı

Çocuğun ilerleyen yıllar içerisindeki ruh sağlığını ve psikososyal gelişimi üzerinde, aile ortamının doğrudan etkisi yadsınamaz. Bu nedenle doğacak bebek için hem annenin hem de babanın psikolojik olarak hazır olmaları önemlidir. Çocuğun seçme şansı olmadığı anne babası ve mecburen katılmak zorunda olduğu, hayatının ilk evrelerini geçireceği bu aile ortamı onun geleceğinin belirlenmesinde en önemli adımdır.

Anne babalar yeni gelecek aile bireyine karşı daha doğmadan sevgi dolu beklentiler içerisinde olmalıdırlar. Yani hamilelik planlı ve istenen bir hamilelik olmalıdır. Yeni bebek onlara anne veya baba olma duygusunu hissettirecek ve anne babalar bu durumdan büyük bir keyif alacaklardır.

Yeni doğacak bebeğin en büyük ihtiyacı sevgi dolu bir aile ortamı ve onu devamlı seven ve koruyan, onunla birlikte vakit geçirmekten mutluluk duyan anne ve babasının olmasıdır. Anne babanın çocuk doğmadan önce, onun sadece fiziksel ihtiyaçlarının olmadığını ek olarak duygusal olarakta devamlı sevgi ve ilgiye ihtiyacı olan bir birey olduğunu unutmamaları gerekir. Bu sevgi dolu ortam, doğacak bebek için daha anne karnında iken hissettirilmelidir.

Özellikle bebek daha anne karnında iken annenin kendini mutlu ve huzurlu hissetmesi , yeni doğacak bebek için sabırsızlanması ve bu konuda kendini rahat hissetmesi önemlidir. Elbette ki bunun sağlanmasında babanın anneye olan psikolojik desteği ve yardımı, ek olarak diğer çevredeki bireylerin annenin bu durumunu onaylaması ve ona yardımcı olması annenin psikolojik rahatlığının sağlanması açısından gereklidir.

Unutmayınız ki çocuğun dış ortam yani dünya ile ilk etkileşimi anne karnında başlar. Bu dönemdeki ruh hali ve sevgi kesinlikle bebeği etkiler. Anne baba adaylarının bebek olayını kendi düzenlerini bozacak yeni bir hayat evresi şeklinde görmemeleri, bu olayı büyütmeden kendilerini bu evreye hazırlamaları gerekmektedir.

Belki sizin sorumluluk alanınıza bir kişi daha eklenecek, hayatınıza yeni eklenen kişi programlarınızı değiştirebilecek, sizin vaktinizden kendi ruhsal ve fizisel bakımı için vakit alacak, belkide bazı geceler sizi uykusuz bırakacak ama o minik yüzün size gülümseyişi, dokunuşu ve seslenişi size bütün yorgunluğunuzu unutturacaktır.

Eğer bebek sahibi olmak ve o bebeği büyütmek çok zor olsa idi insan nesli 2000 li yıllara gelemeyecekti. Anne babalara bebek sahibi olmadan önce en büyük tavsiyemiz, daha anne karnında iken mutlu ve huzurlu, aynı zamanda sevgi dolu aile ortamını hazırlayıp, minik misafiri beklemeye koyulmaları olacak ve hayatın bu yeni evresinin keyfini çıkarmaya çalışmaları olacaktır

22/8/2007

YEMEK ZAMANI !!!

h1

YEMEK YEMEYEN BEBEKLERİN ANNELERİNE FAZLA CİDDİ OLMAYAN TAVSİYELER

Televizyonda reklamları bulun.Bir elinizle kumandayla kanalları tarayarak tüm reklam kuşaklarını takip ederken diğer elinizle de ufaklığın ağzına çorbayı isabet ettirin. Bu çok zor oluyorsa reklam kuşaklarını videoya kaydedin ve yemek zamanı kaseti takın.
Teletubbies' e 6 aylık -3 yaş arası tüm bebekler hayran. Mama saatlerini teletubbies zamanına denk getirin.
Yemek saatlerinde evinizde bir arkadaşınızın ya da eşinizin olmasını sağlayın. O şaklabanlık yapsın siz yedirin.
Hiç yemeyen çocukların bile çok severek yediği bir şey mutlaka vardır. Bu çukulata olsa bile bunu 3 öğün yedirin. Nasılsa bundan bıkacak ve başka şeyler yemek isteyecekir.
Eline en sevdiği oyuncakları tutuşturun. Oyuncağını fırlatmaya kıyamayacağı için kaşığa vuracak boş eli kalmayacaktır.Siz tekmelere dikkat edin!
İyi bir makyaj takımı ve temizleyecisi edinin. Tüm bebekler annesinden başka herkesin verdiği herşeyi yerler ve annelerini utandırırlar! Siz de her öğünde kendinize değişik tiplemeler yapın sizi tanımasın! 
Park, bahçe ve sahilleri yemek yeme mekanları haline getirin. 'Bak hav hav geçiyor, hanimiş pisi pisi ' derken tabağındaki bitiverir.
Eski bilgisayarınızı satmayın atmayın. Bebeğinizle karşısına geçin. O klavye ve mouse a patapata yapmaya çalışırken yemek yediğinin farkına bile varmayacaktır.
Elinizden yemediği herşeyi sehpanın üstüne bırakın . Odadan çıkın 'bunu ellemek yasak, sakın bunu yeme' demek olayı hızlandıracaktır. Odaya döndüğünüzde bıraktığınız şeyin kırıntısının bile kalmamış olduğunu göreceksiniz.
Yemek yerken çok ağlıyorsa ve sizi çıldırma noktasına getiriyorsa, onu parçalama düşüncesi gözünüzün önünde dans etmeye başladıysa onu ilk kucağınıza aldığınız anı hayal edin. Sevinçten nasılda ağlamıştınız. Onu ne yaparsa yapsın sevmek için söz vermiştiniz. Tabağını önünden alın çöpe dökün bu hayali aklınızdan çıkarmadan yeni değişik bir şeyler hazırlayın. 
Herşeye rağmen yemiyorsa bırakın aç kalsın. En fazla 8-10 saat sonra kendi gelip 'anne mama' diyecektir. Hiçbir çocuk açlıktan ölmemiş . Onun sizden mama istemesi zevkini hiç olmazsa bir kez yaşayın.
Şişman çocuklara bakıp imrenmeyin. Onun yerine kendinize benim çocuğum zayıf ama sağlıklı diye telkinde bulunun. Zaten doktorlar da şişman bebek sevmezler . İleride şeker ve kalp rahatsızlıklarına aday olur bu çocuklar.
Her öğünden önce 3-4 ayrı çeşit yemek hazırlayın. Yedirme şansınız bir anda 4 katına çıkacaktır. 
%100 garantili yiyeceklerden haftada bir gün yedirin . En azından haftada bir gün mutlu olun. Bu yiyecekleri siz seçin ama benim tercihlerim şunlar :
Patates kızartması - Makarna - Muhallebi - Muz
Yemeklerle oyun oynamasına izin verin. Vıcık vıcık bir köfte,yerlerde dolaşan makarnalara bile kızmayın olsun. 10 taneden biri mideye gitse kardır.
Oyun oynayabileceği yiyecekleri verin. Zeytin alırken çekirdeksiz olsun. Hop Hop top yapsın! Üzüm yemesi için odanın etrafına tek tek dağıtın. Bütün çocuklar yerde ne bulurlarsa ağızlarına atmaya bayılırlar.
Amaan bırakın yemesin. Bizim annelerimiz de biz yemiyoruz diye üzülüyorlardı.Şimdi de rejim listelerimiz buzdolaplarımızın kapılarından eksik olmuyor. Demek ki hepsi öyle veya büyüyor. Büyüyüp rejim listelerinden bahsettiği zaman bol bol dalga geçip intikamınızı alırsınız!

22/8/2007

ANNELER BU AKLINIZA GELDİ Mİ?

h1

22/8/2007

HIRSIZLIK

h1

ÇALMA; 
BİR UYUM VE DAVRANIŞ BOZUKLUĞU

Okul öncesi dönemde, genellikle 7-8 yaşlarına kadar görülen izinsiz eşya alma davranışı, bir uyum ve davranış bozukluğu olan 'çalma davranışı' olarak kabul edilmez. Bu dönemden önce, özellikle 3-6 yaşları arasında çocuklar gittikleri evlerde veya kreşte arkadaşlarında gördükleri objeleri ve oyuncakları almakta sakınca görmezler. Çocuğun bu davranışının altında yatan neden, beğendiği nesneyi yanında bulundurmaya çalışmaktan öte birşey değildir. Okul öncesi dönemde mülkiyet duygusu tam olarak gelişmediği için, çocuklar, başka birine ait bir eşyayı izinsiz olarak almanın kötü bir davranış olduğunu anlamakta güçlük çeker. Bu nedenle, çalma davranışının bir uyum ve davranış bozukluğu olarak ele alınabilmesi için çocuğun ilkokul çağına gelmiş olması gerekir.

Çocuklarda bir uyum ve davranış bozukluğu olarak görülen çalma davranışının altında yatan sebepler aşağıdaki gibi özetlenebilir;

1. Hatalı anne-baba tutumları
- Aşırı disiplinli tutum
- Kıyaslamacı tutum
- Paraya aşırı düşkünlük veya cimrilik
- Maddi cezalar verme
- Gereksinimlerin giderilmemesi
- Önceki çalma davranışının pekiştirilmesi

Yukarıdaki başlıklarda görüldüğü gibi, anne-babaların aşırı disiplinli ve katı tutumları çocuklarda çalma davranışına neden olabilir. Çocuğun kardeşleriyle veya komşu, arkadaş ve akraba çocuklarıyla sıklıkla kıyaslandığı aile ortamları çalma davranışına zemin hazırlayabilir. Ailenin, çocuğun maddi ihtiyaçlarını karşılamayarak onu cezalandırması, ekonomik güçlükler nedeniyle çocuğun fiziksel ihtiyaçlarını giderememesi, anne-babanın paraya aşırı düşkünlüğü veya cimriliği, parayı çocuğa karşı bir tehdit aracı olarak kullanması gibi hatalı tutumlar da çalma davranışının ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

2. Değersizlik duygusu ve öz-güven eksikliği
Çocuğun kendini değersiz hissetmesi bu davranışı destekler. Kendini yetersiz hisseden çocuk değerli gördüğü eşyaları çalarak kendini değerli kılmaya çalışır. Yetersizlik duyguları taşıyan çocuğun anne-babasının aşırı koruyucu tutumu ve çocuğu sürekli kontrol etmeye çalışır tavırları çocuğun bu duygularını pekiştirir. Böylece, kendisine güvenilmediğini düşünen çocuk giderek öz-güvenini kaybetmeye başlar.

3. Kıskançlık ve rekabet duyguları
Kardeşlerini veya başka çocukları kıskanan çocuklar yaşadıkları rekabet duygusunu bastırabilmek için çalma davranışı gösterebilirler. Bu nedenle uyum bozukluğu geliştiren çocuklarda çalmak, kıskanılan veya rekabet edilen kişiden öç almak anlamına gelmektedir.

4. Sevgisizlik ve ilgisizlik
Fiziksel ve maddi ihtiyaçların giderilmemesi gibi, manevi ihtiyaçların giderilmemeside bu uyum bozukluğuna neden olabilmektedir. Yeterince sevilmediğini düşünen, duygusal anlamda yeterince ilgi görmeyen çocuk, başkalarına ait eşyaları çalarak elde edemediği sevgi açığını gidermeye çalışır. Bu sebeple,kimsesiz çocuklarda, sokak çocuklarında ve aileleri tarafından dışlanmış çocuklarda çalma davranışının görülme sıklığı fazladır.

Çocuklarında çalma davranışı görülen anne-babaların, bu davranışın tedavi edilmesi ve ileride yeniden ortaya çıkmasının veya yerini başka bir davranış bozukluğuna bırakmasının önlenmesi için zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmalarını öneriyoruz. Bir psikologla
uzmanla birlikte yapılan çalışmalarda yukarıdaki sebeplerden hangilerinin bu davranışın gelişmesine yol açtığı tespit edilmeli ve bu nedenler ortadan kaldırılmalıdır. Davranışa neden olan faktörler kontrol altına alındığında davranışta hızla ortadan kalkacak ve yeni bağımsız sorunların oluşumu da engellenmiş olacaktır.

Anne-babalar, bu sorun nedeniyle baş vurdukları uzman tarafından çocuklarına yaklaşımları konusunda da bilgilendirilmelidirler. Burada kısaca özetlemek gerekirse, çalma davranışı gösteren çocukların ailelerinin dikkat etmeleri gereken şeyler aşağıda sıralanmıştır;

  1. Yargılayıcı ve suçlayıcı tutumdan uzak durmak
  2. Aşağılayıcı, küçük düşürürücü ve ayıplayıcı tavır sergilememek
  3. Çocuğu deşifre etmek
  4. Bu davranışı nedeniyle çocuğa duyulan güvensizliği ifade etmek
  5. Cezalandırıcı ve yasaklayıcı tutumlar sergilemek
  6. Gurur kırıcı davranışlar sergilemek
  7. Şiddete başvurmak